la vie mode d’emploi

25. January 2010

http://pagesperso-orange.fr/amargo/georgeperec.jpg

georges perec hayatımın en güzel yerinde duruyor. sanıyorum hala bir yerlerde  yaşamaya devam ediyor ve yaşam kullanma kılavuzu’na yeni öyküler ekliyor. o binanın yeni sakinlerinin hayatlarını anlatıyor. “kayboluş”, “W ya da bir çocukluk hatırası”, “uyuyan adam”, “şeyler”le başlayan perec okumaları “ücret artışı talebinde bulunmak için servis şefine yanaşma sanatı”yla devam edecek gibi görünüyor. yaşam kullanma kılavuzunu da yavaş yavaş, koklaya koklaya, uzun uzun okuyorum, hiç bitmesin isteyerek.

ama tüm bunlar içinde en etkileyicisi kesinlikle uyuyan adam olmaya devam ediyor. girişinde bulunan kafka sözleri hala hafızamda çınlıyor:

“evinden çıkman gerekmez. masandan kalkma ve dinle. hatta dinleme, yalnızca bekle. hatta bekleme bile, kesinlikle sessiz ve yalnız ol. dünya, maskesini düşüresin diye, gelip kendini sunacaktır sana, başka türlü olamaz; kendinden geçmiş bir halde eğilecektir önünde.”

Feminizm

15. January 2010

Eğer bahsi geçen kavram hak, eşitlik ve paylaşımı arttırmak içinse evet sonuna kadar destekliyorum ve söz veriyorum kendi adıma “Eşitlik için varım bu yolda”. Ama bu kavramın için düşmanlık, üstün olma, ezme ve yerine geçme ile dolduruluyorsa , o zaman feministlik erkek gibi olmak için yapay bir organdır takılan.

Dikkat Klip Cikabilir

27. October 2009

Aklinda bulunsun diye not dusmek niyetindeyim. Eger bir gun karsina rus muzik kanali cikarsa izlemeye karar vermeden once bir daha dusun isterim.

Asagidaki klipler cok nadir anlardan birinde televizyonu actigimda pespese izledigim bes sarkiya ait. Cok cilgin…


[AMATORY] - Breathe with me
Загружено Prius__Hybrid. - Смотри больше видео клипов в HD качестве!

SANDRA IN THE HEAT OF THE NIGHT CULT OLDIE GEIL
Загружено Sandra_Cretu. - Смотри свежие видео клипы на аффише

Radiohead - No Surprises
Загружено popefucker. - Смотри больше видео клипов в HD качестве!

Prince - Purple Rain (Live Original)
Загружено goldrausch. - Смотри свежие видео клипы на аффише

Savage Garden - Truly Madly Deeply
Загружено cladstrife.

Bu noktadan sonra kendimi izlemeyi birakmak zorunda hissettim. Televizyonu kapatip normal hayatima geri dondum. Televizyon en iyi uyusturucu derken bu kanali kastediyor olmalilar.

Ayrica bir kez daha not dusmek isterim ki dailymotion youtube’dan cok daha durust “video paylasimi” konusunda. Youtube’da bir paylasamama hali almis yurumus. Kimisini yayinci yasaklamis, kimisini sanatci. Bazilari ise ulke bazinda engellenmis. Sacma sapan bir kaos hakim.

Minimalizm

2. October 2009

Ne kadar zamandir “tasarimda minimalizm ve zenginlik” uzerine yazmaya niyetim vardi. Ama sanma ki bu yazi o yazi. Tembelim ben.

Bir suredir SerbestDusus’te de yakindan sahitlik ettigimiz duraganlik gun gectikce cekilmez bir hal almaya basladi. Insanlar bloglarini terk ettiler. Terk etmeyenler de cok seyrek ugramaya basladilar.

Peki kim yapti bunu?
Yaz aylari degil tabii ki.
Cevap “microblogging“.

Bizler gibi “paylasim” tabanli kisisel seyler yazan blog yazarlari hayatlarina giren “microblogging servisleri” ile iyiden iyiye uzaklastilar bu dunyadan. Oyle ya. Alti ustu bir film seyrettim acaipti, bir album dinledim cok guzeldi demek icin wordpress arayuzunde bogusmanin bir anlami yoktu artik. Browser‘a eklenen bir iki eklenti ya da kisayolla bu isler cok kolay hale gelmisti.

Kendimi bok gibi hissediyorum icin twitter yeterliydi.
Konser var demek icin facebook bizimleydi.
Su habere bir bak demenin en kolay yani friendfeed‘di suphesiz.
Peki ya tumblr? Sarki yukle, video yukle. Hepsi cok kolay.

Her seyi hizli tukettigimiz “fast food” tarzi hayatlarimiza giren bu “seyler” yuzunden paylasimlarimiz da “fast share” tadinda artik.

“Beni seven takip etsin, kimseye bir sey anlatacak vaktim yok benim.” demenin bir baska yolu belki de.

Butun bunlar yanlis seyler demiyorum, lutfen yanlis anlasilmasin.
Sadece alismam zaman aliyor.
Hepsi bu.

j’aime les nuages

21. September 2009

http://aviewfromacarpark.files.wordpress.com/2009/06/baudelaire1.jpg

halbuki onların içinden herhangi biriyim. aynı şekilde doğup aynı yolları geçip aynı yerlere tökezliyorum. yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz, çektiğimiz aynı. ama kafamı dışarı çıkarıp onların arasından onlara neden küfrediyorum. bir baudelaire bir paris sıkıntısı bu. bir sinir harbi belki kendimle, hayata. geçmiyor geçmeyecek. hayır inat ettiğimden değil. patolojik bir şeyler var belki. hiç bilmiyorum. aynı gökyüzü, aynı bayram tatilleri, birlik beraberlik dolu günler..ama nasıl boktan. sevimsiz. hep bir rahatsız eden, batan bir şey.

Oldum Sayenizde

3. July 2009

Bunca yıldır web alemini takip ederim (takip dediğim eteğine yapışmış onunla birlikte savrulan biriyim) ve blog olayı ilk patladığında aklım almamıştı, neden birilerinin yazdığı bir yazıyı ya da günlüğü okuyayım ki? Saçma gelmişti, eh sayenizde artık ben de takip eder oldum, öğrendim sizden bir kaç adres, onları ara sıra yokluyorum.

Kalın kadife perdenin arkasından gelen sesinizi duymak mümkün ama dediklerinizi anlamak çoğu zaman güç, belki yaşlandım ve kulaklarım iyi duymuyor olabilir.

Kendimi zorlu görevlerde zırlamadan elinden geleni yapan ama toplum tarafından anlaşılmamış, bir kenara atılmış Rambo gibi hissediyordum, şimdi blog aracılığıyla göreve çağırıldığımı hissettim.

Sanırım bir tek ben böyle hissediyorum.

Yastayız

1. July 2009

Sessiz  kalmanızı yas’a bağlıyorum…

Neredeyse tüm radyolar Michael Jackson çalıyor ve dinlediğim her parçada bir anıya gidip geliyorum.
Demek ki “superstar” dediğin şey bi sürü insanın anı kayıtlarını tutmakla ilgili. Bir Singapure’lu da benzer bir düşünce şekli içine giriyor Smooth Criminal dinlerken… Ne tuhaf..

Not: Çocuklarına kalan 500 Milyon USD borç ile (borçları ödeyebilmeleri için) 100 adet şarkı bırakmış… Muhtelemen önümüzdeki yıl bir albüm göreceğiz yeni şarkılarıyla..

rijkaard

23. June 2009

http://www.turkspor.net/images/news/rijkaard1.jpg

hayallerim gerçekleşiyor. ama yavaş yavaş..

Fotograf Olayi

20. June 2009

brooke nipar

Oldum olasi bakmayi severim. Yere, goge, resme, fotografa, insana… diye uzar gider bu liste.

Bir suredir yasam destek unitesi olarak bir fotograf makinesi kullaniyorum. O zamandir bu zamandir hem cevreme hem de fotograf portfolyolarina daha bir cok, daha bir detayli bakmaya basladim. Bunlarin icinden begendiklerimi burada da saklamak arzusundayim.

Varan bir Brooke Nipar olsun. Sanatcinin portfolyosunda tanidik simalara da rastlamak mumkun.

Evet. Gezelim, bakalim, gorelim konulu bir postun daha sonuna geldik.
Bir sonraki postta gorusunceye kadar donsuz geceler. Mevsime pek uygun olmadi ama olsun.

oryantasyon

16. June 2009

son günlerimi bol miktarda kendi kendimle konuşarak, ucuz romanlar okuyarak, bir yanım batınca öbür yanıma dönerek, ama hep aynı koltuğun aynı köşesinde geçiriyorum. ara ara yaklaşık yirmi kişilik kadın grupları içine girip şoklanıyorum. ara ara ben yalnız kalmalıyım derken ara ara da ben kalabalık insanıyım diyorum.
sadede gelirsem; arap kültürüyle kaynaşmak konulu son yazıdır bu.
bir arap ailesinin akşam yemeği daveti..herkes bir konuşkan bir bir şey..arapça türkçe ingilizce karmaşası..araplarla evlenen üç beş türk kızı..hepsi de ne kadar arap kızı olmuş. işte başarı. ama ben.. ben iki yılda zerre alışkanlık gösteremedim. aynı koltuğun, aynı köşesinde kıvrılıp duranın oryantasyonu onca olur.
ve akşamki yemek masası:
“diğer tepsideki koyunun kafası değil mi?”
“bırak seyretmeyi yemeğini ye, aç kalacaksın.”
“sanırım tansiyonum düşüyor, gözlerini gördüm, yiyemiyorum.”

Huzursuz

13. June 2009

Olur ya, bir sabah uyanırım ve içimde dayanılmaz bir arzuyla bağlanırım hayata….

Bu bir istek midir yoksa olabilecek en kötü beddua mı bilemiyorum. Bilemiyorum çünkü sonucu hakkında en küçük bir tahminim yok. Sabahın bu sessiz saatinde uykusuz ve yalnızım, açık tv’de oynayan filmden içimde kalan his, hiç kimse “TEKİN” değil, güven yok, ait olma duygusu yok.

Yok çünkü aidiyetle ilgili bir sorun var ortada, ait olmak için dönüşüm (benzemek için), dönüşünce kabul etmen gereken bir hiyerarşi ve tabii ki otorite…..

Peki sabahın bu vaktinde neden açık bu bilgisayar, neden bu sorular ve saçma sapan cevaplar…

Ait olmak için sanırım önce nasıl düşeceğimi öğrenmem gerekiyor, hani uykuya daldığın anda sıçrarsın ya, ya da en kötü kabustur tam uykuya dalarken bir yerden düştüğünü görür sıçrarsın, işte şimdi ordayım… Düşüyorum…

Klute

13. June 2009

Hani bazi filmler vardir ki sadece bir sahnesi icin bile seyretmeye deger vasfi kazanir. Klute da oyle bir film iste. Hayir hayir sadece bir sahnesi oldugundan degil, sadece o sahnesi olsa bile seyretmeye degerdi babinda.

O sahneyi kesip dograyip buraya koymak istedim ama ne yalan soyleyeyim beceremedim.

Belki bu vesile ile tum filmi izlersiniz hem.

Bir de ben Jane Fonda‘nin neden Jane Fonda oldugunu bu filmde anladim. Gec kalmisim ama olsun. Ne demisler “gec olsun, guc olmasin.”.

sekiz bacaklı güzeller..

31. May 2009

avicularia versicolor

avicularia versicolor

Efsaneye göre tarantulaların tanrılarla bağlantılı olduğuna ya da ruhani güçler ya da anlamlar taşıdığına inanılır.. yerliler tünel türü tarantulaların doğa ile ölüler dünyası arasındaki koruyucular veya haberciler olduğunu düşünürler.. tünel türü tarantulaların şamanların bir önceki ölümleri ya da ölüler ülkesindeki tanrılarla  bağlantılarını sağlayan portalın koruyucusu olduklarına inanılır..

Tarantulalar Arachnida sınıfının Araneae takımı Theraphosidae ailesine mensup örümceklerine verilen verilen isimdir. Dünyada bu aileden 112 cinse mensup 908 tarantula türü yaşıyor.. en büyük tarantula bacakları ile beraber 28cmlik boya ulaşan Theraphosa apophysis. Aynı cinse ait diğer büyük tarantula ise yaklaşık 125gr. ağırlığı ve 2cm.den büyük dişleriyle Theraphosa blondi ki her tarantulasever öyle ya da böyle blondi sahibi olmayı düşler.. çok ihtişamlı yaratıklardır..

Günümüz insanlarının çoğu içinse tarantulalar holivut filmlerindeki çirkin, korkunç, iğrenç yaratıklardır.. maalesef.. maalesef diyorum çünkü birmilyon tür barından eklembacaklılar sınıfındaki tarantulalar aslında düşündüğümüz gibi insanları zehirleyip öldüren hayvanlar değillerdir.. literatürde tarantula ısırığından ölen insan yoktur.. bazı tarantula türlerinin ısırığı hemen müdahale edilmezse kalıcı izler bırakabileceği gibi, ev hayvanı olarak beslenen, üretilen türler genellikle zararsız ancak rahatsız edildiğinde saldırganlaşabilen ve elinizde dişleri ile delikler açabilecek tarantulalardır. Çok sakin, ürkek tarantula türleri ise rahatsız edildiklerinde bombalama eğilimindedirlerdir ki abdomenlerindeki tüyleri arka bacakları ile size attıklarında tüyler kaşıntıdan fazlasına sebep olmazlar.. tabi bunun gibi durumlar çokça rastlanan manzaralar değillerdir..

Benim tarantularla tanışmam tamamen tesadüfi bir şekilde internette tarantulalar hakkında bilgi ararken oldu.. 2005 senesinde önce arachnoboards sonra tarantulam sitesine ulaştığım zaman kendimi hazine bulmuş gibi hissetmiştim.. o zamanlar site almanya’daki koleksiyoncu tariseverler ve turkiyeden birkaç tarantulaseverden oluşuyordu.. bugün baktığımızda özellikle genç kesimden tarantula sahiplerinin çoğunlukta olduğunu ve tarantula aşkının gitgide yayıldığını görmek her ne kadar ‘tarantulam var beybi erkeğim ben erkek, korkusuzum..’  zihniyetinde olan insanlar da olsa sevindirici..

Türkiye’de tarantula sahibi olmak eskiden daha zahmetli idi.. çünkü tarantulalar sadece canlı yem yiyorlar ve bunu temin etmek özellikle kış aylarında imkansızlaşabiliyor.. eski zamanlar(hey gidi günler)  insanların saksılara tavuk ektiği ve dörtgözle kurtlanmasını beklediği, yazın toplanılan çekirgelerin deepfreezeden çıkarılarak mikrodalgaya atıldığı ve acaba tarantulamı kandırabilir miyim? heyecanının yaşandığı yıllardı.. sonradan un kurdu, morio kültürleri, cırcır böceği kolonileri, Arjantin hamamböceği(dubia) çiftlikleri kuruldu ve canlı yem sıkıntısı da ortadan kalktı.. şu anda ara vermiş olsalar da canlıyemci sitesi sürüngen ve eklembacaklı besleyen tüm insanlara bir oh dedirtti.. ben un kurdu dışında bir şey veremiyorum zira Arjantin hamam böceğini ya da çekirgeyi gördüğüm zaman onları da beslemek geliyor içimden.. sırf bu yüzden ahanda bu mantidi her ne kadar hayallerimi süslese de almayı erteliyorumde  erteliyorum.. ama hani biri kapıma gelip nixie hanım size çam sakızı çoban armağanı dese, evlen benimle mayk derim.. evlen benimle maria bile derim  :) o kadar yani..

Fotoğrafta gördüğünüz bir Avicularia Versicolor ailesi.. büyük bir ihtimalle yavrular anneden ayrılmadan önce çekilmiş bir fotoğraf.. çünkü tarantulalar öyle sosyal hayvanlar değiller.. tek yaşarlar.. yavrular ilk kabuktan sonra annelerinden ayrılır ve hayata atılırlar.. benim sahip olduğum tarantulalardan biri de versiolor ki Osman diyoruz biz kendisine.. çok saygılı çocuktur, ellerinizden öper.. :)

Eveeet Bugün yakışıklı bir tarantulam olsun derseniz ki her tarantula severin bir ya da iki favorisi vardır, sling yani bebek tarantula fiyatları 1€ ile 100€ arasında değişiyor.. fiyatlar tarantulaların nadirliği ile ilintili tabi ki.. satıştaki tarantulaların hiç biri doğadan toplama tarantulalar değil.. geneli üretim.. her yıl almanyada eklembacaklılar ve sürüngenler fuarı yapılıyor(benim bildiğim tek fuar açıkçası), İngiltere ve Amerikada da satışı yasal hatta Avrupa ve amerikada  Blondiler artık pet sınıfına alındı ki Washington Universitesi tıp fakültesinde arachnophobiadan müzdarip hastaların tedavisinin bir bölümü canlı bir tarantulaya handling  yani ele almak oluşturuyor.. holivut filmleri olmasaydı sanırım tarantulalar 80 kuşağının korkulu rüyası olmazdı  :) Dünyada tarantula sahipleri ve koleksiyoncuları gitgide artarken türkiye’de de satışı hala illegal olmasına karşın ciddi bir kesim tarantula besliyor.. peki türkiye’de tarantula var mı?

Türkiye’de resmi kayıtlara geçen ilk tarantula 1960 yılında alman araknolog Carl Friederich Roewer tarafından yapılmıştır.  Öncesinde Hatay mersin ve antalya’da çeşitli tarantula türlerine rastalanmış ancak resmi belgelere yansımamıştır. Günümüze gelindiğinde ise Türkiye 2 tarantula türüne ev sahipliği yaptığı artık tüm dünya tarafından kabul ediliyor..

Neyse bu uzun yazıdan sonra tarantula severler adına teşekkür ederim..

Tarileri sevelim, koruyalım.. tariseverlere önyargılı yaklaşmayalım.. bu yazıyı sonuna kadar okuyanlara da bir alkış alalım.. :)

the cherry blossom girl

31. May 2009

sunset-13

herkesin malumu olduğu üzre cherry blossom girl air’in muhteşem bir şarkısıdır. fakat geçen zamanlardan birinde hayatıma bir

mode, tendance, photo

daha girdi. hastasıyım bu kızın. ordan burdan ha bire pırtlayan kişisel moda blogları içinde en şirini. fotoğraf, paris ve alix..güzeller.

yarım asırlık işkence..

30. May 2009

ishakpasa

Dünyada kaloriferli sistemle ısıtılan ilk saray olma özelliği taşıyan ve taş işçiliği ile işlemeciliğinin en güzel örneklerini sergileyen İshak Paşa Sarayı sarp kayalıklar üzerinde kartal yuvasını andıran ihtişamlı görüntüsüyle giden herkesi büyülüyor gerçekten ama son zamanlardaki haline bakacak olursak biraz durum değişmişe benziyor..

Pek anlamam restorasyon işlerinden..beni aşan bir konu..ama yine de birkaç kelime edemeden duramadım, geçenlerde tekrar İshak Paşa Sarayı’na gittiğimizde gördüğümüz manzara karşısında..internetteki kısacık araştırma karşısında biraz afalladım desem yeridir..sarayın restorasyonu 48 yıldan beri sürüyormuş..ama asıl önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nun Lale Devri’ndeki son büyük anıt yapısı olan sarayın restorasyon çalışmalarının yanlış yapıldığı ortaya çıkmış..tarihi yapıyı gezerken gayet net bir şekilde görebiliyorsun zaten rezaleti..ihale konunun uzmanına değil de müteahhide verilirse sanırım böyle bir sonuç ortaya çıkar..haritacılık okumaya başladığım yıllardan itibaren zaten acayip sinir olurdum şu müteahhitlik olayına..önüne gelenin müteahhit olmasına..bir de bu adamlara gidip ciddi ciddi iş verenlere..

Restorasyon çalışmaları sürdüğü için de sarayı dolaşırken hiçbir bilgi alamıyorsun..sadece bazı odalara saçma sapan tabelalar iliştirilmiş..ne odası olduğuna dair..restorasyon adına yapılan çalışmaları, yenilemeleri insanın gözü kabul edemiyor bir türlü..çok eğreti duruyor..zaten okuduklarıma bakılırsa sağlam orijinal taşların yerine bile yenileri konmuş..bir de tabi ki de çok sevgili yurdum insanının tarihi bir yer gezmedeki başarısı, dikkati ve özeni..ayrıca yazabildiği ve kazıyabildiği bütün alanlara ismini, cismini karalaması..çıkılması ya da girilmesi sakıncalı, yasak olan yerlere girip oralarda abuk sabuk fotoğraflar çektirme çabası..Kars’taki Ani harabelerini gezerken de bolca rastlamıştım bu manzaralara..niye çıkarsın alakasız yerlere, tırmanırsın tepesine de bir de oraya “ben buradaydım” gibi salakça laflar iliştirirsin..hele bir de bunları yapanlardan bazılarının kendi meslektaşım olduğunu görünce durum daha da güzelleşiyor..

Neyse efendim, lafı çok uzattım..ne demiştim geçenlerde gitmiştik İshak Paşa’ya, o üstüne konulan ve ne işe yaradığı konusunda fazla bilgim olmayan şeyleri umarım en kısa zamanda yok ederler..umarım geçici bir süre ordadır..gerçi önceden bakır çatılar vardı, şimdikiler en azından daha uyumlu..avrupai bir restorasyonmuş yapılan..bakalım, yarın yine gidiyoruz İshak Paşa’ya, bu sefer çocukları götüreceğiz, ne gibi değişiklikler, ne gibi gelişmeler var..

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 ...14 15 16 Sonraki


Wordpress | AMY&PINK | Giris | Serbest Posta