skör

Website
Profil





To Fall

12. August 2010

Sessizlik

17. July 2010

Her seferinde burada var diyorum ama arsivde aramama ragmen bulamiyorum. Ol sebep varsa da yeniden bir Edward Hopper resmi ile birlikteyiz. Olmazsa olmazimiz.

Edward Hopper – Summer Evening (1947)

i love you, alice b. toklas

8. July 2010

alice b. toklas, 1897-1967 yılları arasında yaşamış amerikalı bir edebiyatçı. dönemin ne kadar ağır abisi varsa hepsiyle “kanka” olmuş. işte picasso mu dersin, matisse, hemingway vs… anlayacağın taşaklı kadınmış diyeceğim ama yok, sadece bıyıkları varmış o kadar. ama bu bizi ilgilendirmiyor tabii. sadece ben bazen ilgisiz konuşmayı seviyorum. neyse. işte bu sanatsal kalabalığın içinden yazar gertrude stein da sevgilisi olarak alice’in hayatındaki yerini almış. hatta sonrasında stein, alice’in ağzından bir otobiyografi(?) kaleme almış. şık hareket. hatta bu kitap türkiye’de de metis tarafından neşredilmiş.

entre paranthese (bkz. türkçe yazının içine fransızca katma hevesi)
bu internet öyle bir yer ki, konuyla ilgilenen iki tık ile bir sürü bilgiye ulaşabiliyor. bu yüzden “aman canım bunu boşu boşuna yazmaya ne gerek var!” hissine kapılıyorum. sanırım insanların bu işlerden soğumasının bir sebebi de bu.

neyse.

anlatmak yerine hatırlatmak daha pratik bir yöntem. bilmeyen duydu, bilen hatırladı. ilgilenmeyen ise bu satırı görmedi bile.

evet ben de alice b. toklas’ı severim ama başlık bana ait değil. ben aşağıda bir bölümünü izleyebileceğin film sayesinde haberdar oldum hepsinden.

tabii o dönem küçüğüz. internet falan da yok (lambalı radyo dinliyoruz evde). ben tüm olan biteni bir komedi filmi olarak seyrettim ve çok da keyif aldığımı hatırlıyorum. sonra yıllar boyunca arada bir filme de (bu yazıya da) adını vermiş olan şarkıyı mırıldanıp durdum. bugün de o günlerden biriydi. ee internet var ya şimdi, bu vesile ile geriden gelenlerin habercisi olarak düşmeye karar verdim.

yine çok uzadı. farkındayım.
kısacası işte o meşhur(?) kekin mucidi alice abla.
hatta kek tarifini barındıran kitabı türkçe’ye de çevrilmiş ama içinde o tarif var mıdır bilmiyorum?!

izleyelim, dinleyelim, öğrenelim.
ama yemeyelim (bu kısım türk telekom içindi).

hem peter sellers’ı ve 23 yaşındaki leigh taylor-young ‘ı hippie olarak izlemek de güzel oluyor hani.

son olarak bu da “bunu alan bunu da aldı videosu”. casting (bak bak) dikkat çekici.

Mutfakta Bir An

8. July 2010

<

Yorumsuz

2. July 2010

Neyse ki Ortaçgil

29. June 2010

Şimdi nereden çıktı bu 74 tarihli albümü anlatmak da diyebilirsin belki ama hayatımda azdır bu kadar keyifle dinlediğim bir “ilk albüm”. Hala her açtığımda sıkılmadan defalarca döndürürüm. Her şarkı başka bir güzel. Eksiksiz bir albüm. Ol sebep şimdi 2010 yazıyorum, belki 2020′de yine yazarım. Zaten burası da bunun için var. Hem müzikal bir yaklaşımda bulunmayacağımı tahmin etmişsindir.

Ortaçgil’in 1974 yılında yayınladığı ilk albümünün adı “benimle oynar mısın?”ı bilmeyen yoktur diye düşünüyorum (yok ya, yoktur yoktur). Bilsen bile bu vesile ile belki tekrar dinlersin şöyle can kulağıyla.

Can kulağıyla diyorum ya her bir şarkı başka bir tavsiye diye diyorum (bkz. yüzünü dökme küçük kız). Sosyolojik tahlil desen bu albümde (bkz. kediler), devrime yazılmış en garip şarkı (bkz. sen varsın), koşulsuz sevginin sorgusu (bkz. benimle oynar mısın), iki uçlu değnek şarkısı (bkz. olmalı mı olmamalı mı), nihilizm (bkz. anlamsız), bildiğim en naif aşk şarkısı (bkz. her şey sevgiyle başlar) bu albümde. Hatta en iyi yağmur şarkıları içine girecek olan şarkı da bu albümde (bkz. yağmur). Daha ne olsun değil mi ama.

Hem “latife dayanamaz yalnızlığa, hemen uyur.” (bkz. şık latife).

Tabii Ortaçgil yazarsın da Kızılok’a değinmezsen olmaz. Nedendir bilmem ama Ortaçgil adı geçen her konuşmada bir Kızılok adı geçer. Hatta ben birini hiç unutmam ki konuşma seneler önce Metemorfoz ile aramızda geçmişti. O konuşmada aralarındaki en büyük farkın tükettikleri maddeler olduğu kararına varmıştık. Geceydi ve dışarıda yağmur yağıyordu. Böylelikle hem Kızılok’a değinip geleneğini bozmadık (belki bu vesile ile onu da birileri anar artık), hem de suskunlardan Metemorfoz‘a da bir selam etmiş olduk. Köy bizim nasılsa.

Sonuç olarak MFÖ bu ülkenin The Eagles’ı ise (ki vakti zamanında böyle bir kelam etmişliğim vardır) Ortaçgil de Cohen’idir.

Geldik son zamanların en uzun, en lüzumsuz yazısının sonuna. Sanırım bu son için de albümden şarkıların kullanıldığı 1976 tarihli Zeki Ökten filmi Pisi Pisi’nin finalini kullanabiliriz. Yalnız söylediğim gibi aşağıdaki video filmin finalina ait, sonra “vay efendim niye film sonunu söyledin.” demeyin.

Bu arada arka sokakta albümün tüm şarkılarını gün be gün dinleyeceğiz. Festival gibi oldu lan. 16. Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği Festivali kapsamında bu hafta Ortaçgil şarkıları var.

Yeni Google

5. June 2010

El emeği göz nuru.

Hep destek, tam destek.



Wordpress | AMY&PINK | Giris