daytrotter

1. July 2010

trotter nedir ay balam? diye merak ediyorsunuz öncelikle. tırıs atı demek. zaten daytrotter’ın logosundan yola çıkarak atlarla ilgili bir mevzu döndüğünü anlamakta geç kalmıyorsunuz. biraz kurcalayınca da tonlarca indie grubun horseshack stüdyolarında yaptığı canlı kayıtların paylaşıldığı bir websitesi olduğunu anlıyorsunuz. tam bir aydınlanma tecrübesi.

evvelemirde paris menşeli “black session”ları bayılarak dinlerdik. sonra hayatımıza daytrotter girdi. öyle güzel oldu ki! bir kere haftada üç beş “session” yapıyorlar. üye oluyorsunuz hepsi mail adresinize geliyor. siteye giriyorsunuz istediğiniz gibi dinliyorsunuz. dilerseniz bilgisayara yükleyip canınız çektikçe dinliyorsunuz. çok sevdiğiniz grupları, hiç tanımadığınız, dünya dursa tanımayacağınız grupları, müzisyenleri önünüze getiriyor. bu da yetmiyor onların çizilmiş enteresan resimlerini koyuyor. o da yetmiyor iphone/ipod application’ı ile kulağınıza misafir oluyor. daha neler neler..

hele bir gün bir  beach house kaydı yaptılar ki tadından dinleyemedik.

demem o ki, hastasıyız!

ayhan sicimoğlu’nu kim sevmez?

bir yazıda ilk defa bu kadar çok yabancı kelimeyi türkçe kelimelerle çekinmeden, utanmadan “mix” ediyorum.

allaaam korkunç bir şey bu, başladın mı gidiyor…

(metemorfoz buralara gelene kadar site yönetimi olarak, her yazıyı “mete yokken buralar” kategorisinde  yazacağız.) di mi?

aşk-ı memnu-veda

25. June 2010

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/halit-ziya.jpg

yıllar önce romanını okuduğum için doğru düzgün takip etmedim aşk-ı memnu dizisini. zaten adapte edilmiş romanlara karşı ön yargılıyım. ama son bir kaç bölümdür izledim. özellikle de son bölümünü. okuduğum bihter intiharıyla izlediğim bihter intiharını karşılaştırmak için. insan ne de olsa kafasında canlandırdığı şeyleri hep gözünün önünde kanlı canlı görmek istiyor.

eskiden bir roman bittiğinde hep sonrasında ne olduğu merakıyla geçirirdim bir kaç günü. bu gece bu yine oldu. yıllar sonra yeniden aşk-ı memnu’da daha sonra neler olduğunu merak ettim. hatta abim bir ara telefonda arkadaşına “behlül’e bir şey olmaz, iş bulur çalışır” dedi. gülmekten öldüm.

ve hemen ahmet hamdi tanpınar’ın “ahmet cemil ile mülakat” adlı yazısını hatırladım. mai ve siyah halit ziya’nın edebi olarak aşk-ı memnu’dan daha fazla ciddiye alınan bir romanı. ahmet hamdi tanpınar bu yazıda “acaba sonra ne oldu?” sorusuna cevap arayarak romanın baş kahramanı ahmet cemil’le konuşuyor. ahmet cemil’in yemen’den döndükten sonra neler yaptığının haberlerini veriyor bizlere. yani hiçbir romanın bittiğinde bitmediğini, kafamızda öyle ya da böyle bir şekilde devam ettiğini gösteriyor. e tanpınar  bu, hımbıl ahmet cemil’le dalgasını da geçiyor.

metnin tamamını bulamadım internette. ama şurada epey bir kısmı alıntılanmış. tamamını okumak gerek. çok zevkli.

bu yaz

15. May 2010

yine sıcak bir yaz geçireceğiz. allah’tan birileri evlenmeye filan kalkışmıyor. yazın en güzel tarafı olacak bence. bir de ben zorla da olsa deniz tatili yapacağım, hem de izmir’de. nereyi sevmiyorsam -sopası yok ya- orada bitiyorum. allah başka dert vermesin. amin.

yaz deyince aklıma önce sınırsız uykular, sonra da mis mis konserler geliyor. bu yaz yine bir sürü, sürü sürü festivaller, gruplar, şarkıcılar.. açılışı the black heart procession’la yapıyorum. 27 mayıs’ta ghetto’da yapılacak konser belki de en heyecanla beklediğim.

7 haziran’da, ne zaman rast gelsem mete’yi hatırladığım, estonyalı besteci arvo part var. “adem’in yakarışı” adlı eserinin dünya prömiyeri istanbul müzik festivali kapsamında istanbul’da yapılacakmış.

efes pilsen one love en isabetli grupları getiren festival. her ne kadar geçen yıl royksopp royksopp diye bizi tee yaban ellerde sayıklattılarsa da takdir ediyorum kendilerini her zaman. bu yıl groove armada, the ting tings gibi gruplar var ama benim aklım the whitest boy alive’da.

istanbul caz festivali bu yıl çok iştah açıcı gözüküyor. rufus wainwright’tan sonra kızkardeşi martha wainwright  6 temmuz’da bizi şenlendirmeye geliyor, hem de edit piaf şarkıları söyleyerek.  10 temmuz’da imagen heap ve dahası 13 temmuz’da lisa ekhdal..daha önce pek dinlememiş olsam da buika’yı merak ediyorum. konseri 20 temmuz’da.

11 temmuz’da masstival’de yann tiersen’in olacağı söyleniyor. biz daha önceki gelişinde gitmiş idik skörle. pek merak ettiğimi söyleyemem. öyle defalarca konserine gitmeye gerek olmayan bir muhterem kendileri. morrissey değil ki..

13 temmuz’da, evvelki gelişlerinde tüh yine gidemedim dediğim, kudra’nın yine gelir onlar, gidersin, dediği massive attack konseri var. bu sefer umarım kaçırmam.

bunların dışında daha pek çok konser var. hele sonisphere festival var ki tadından yenmiyor. özellikle rammstein’i izlemeyi çok isterim lakin kafa kaldırmıyor artık.

böyleyken böyle. sonuç olarak yazdır, sıcaktır. budur.

Klute

13. June 2009

Hani bazi filmler vardir ki sadece bir sahnesi icin bile seyretmeye deger vasfi kazanir. Klute da oyle bir film iste. Hayir hayir sadece bir sahnesi oldugundan degil, sadece o sahnesi olsa bile seyretmeye degerdi babinda.

O sahneyi kesip dograyip buraya koymak istedim ama ne yalan soyleyeyim beceremedim.

Belki bu vesile ile tum filmi izlersiniz hem.

Bir de ben Jane Fonda‘nin neden Jane Fonda oldugunu bu filmde anladim. Gec kalmisim ama olsun. Ne demisler “gec olsun, guc olmasin.”.

cicibebeler

28. May 2009

 

picture-1

Radiohead’in albümünü internetten ücretsiz -daha doğrusu fiyatını sizin belirlediğiniz bir sistemle- indirmeye açmasıyla başlayan süreç bize de sıçramış gibi duruyor. (Sıçramış kelimesi garip çağrışımlar da yaptırmadı değil ama neyse devam edelim)

Neyse efenim, genç pırıl pırıl arkadaşlardan oluşan, adı gibi cici bir rock grubumuz albümünü sitelerinden ücretsiz dağıtmaya başlamış. Bunla da kalmayıp, desteklemek isteyenler için albümün kartoneti ile  boş bir  CD’yi 1 TL. bedelle satışa çıkarmışlar. İndir, CDye bas fikri başarılı görülebilir. Uygulama olarak Bandista’ya benzetmiş birtakım medya. Alakası yok bence.

“Sound”meselesine gelirsek.. Bana bir çok parçasında tanıdık sesler geldi. Yer yer “Seattle” olurken yer yer daha da bağırarak söyleniyor parçalar. Pazarlama fikri olarak başarılı bulduğum grubun resmi web sitesi (bu resmi kelimesini de hiç anlamam bu tür sitelerde) burada.

İndiragandi albüm de burada bulunmakta.

Bandista

3. May 2009

 

Doli Incapax‘in sayesinde haberdar oldugumuz ‘bagimsiz’ bir muzik toplulugu Bandista. Sitelerinde Bandista bir aralık, bu darlık bu basmakalıp, bu ayık kafayla esrik taklitleri, bu aramızda yaşayan katilleri teşhir etmek gerek dedi evde uyuklarken. Uyanmak gerek dedi önce kendi kendine, evde bir gitar çaldı manuş, klarnet aktı meyanlı, kaydırmalı, akordeon zaten doldurmuştu köşe bucak, vurmalılar hazırdı “marş”a, başladı ev’in hikâyesi, varyetesi söküp söküp yapmanın.” seklinde giriyorlar konuya..

Biraz Inti-Illimani biraz ska biraz da bizim buralar.. Guzel hareket kontenjanindan burada.

Hepsi bir tarafa, sitede yeralan “armağandır. çoğaltınız! dağıtınız! ibaresinden daha cok..

album icin : tik

Yeni

14. February 2009

Buralarin tek ev sahibesi Passive Hanim, bakti kimselerin ugradigi yok kendine calgili-cengili, bulutlu-balonlu pek cafcafli bir muzik blogu acti. Acti da ne iyi etti. Gerci mail aracigiyla sarki paylasmasinin bu vucutta yarattigi haller simdi hic tartisilmaz ya orasi ayri bir konu.

Neymis efenim? Gidiyormusuz, dinliyormusuz, keyif aliyormusuz…

 

 

Enteresan Mevzular Dergisi

30. October 2008

Yazdıklarım Passive’in yazılarını arasına serpiştirilmiş reklam kuşakları gibi duruyor ama son zamanlarda pek alışık olmadığım bir hayat sürüyorum. Neyse..

Futuristika.org yayına başladığı ilk günden beri takip ettiğimiz bir elektronik dergi -şu hayatta ne garip tesadüfler var gerçekten-. Formatları dergi ile blog arasında bir yerde duruyor ama ilerleyen dönemlerde basılı bir yayın olarak da yayınlamayı hedefledikleri bir dergi olduğunu kendi ağızlarından okuduk.

Farklı disiplinlerden gelen yazarların oluşturduğu içeriği okurken daldan daldan konuyor ve daha da bir dergi okuyormuş hissine kapılıyoruz. Rastgele fotoğraflar, röportajlar, incelemeler, yeni akımlar, eski insanlar ve dahi kısaca enteresan mevzular için tık tık.

Vesile etmeyi sevdiğimden midir nedir bilmiyorum ama hazır gitmişken bu şukela röportajı da ihmal etmemenizi tavsiye ederim.

etrafta.com

27. September 2008

etrafta

Adından da rahatlıkla anlaşılacağı üzere etrafta olan bitenden haberler veren bir blog -belki de bir magazin-. Birden fazla yazarın içerik ürettiği etrafta.com, birçok değişik konuda içerik barındırıyor. Yazarların bu kadar farklı başlık altında söylenecek şeylere sahip olmaları bloğun da güncellenme sıklığını arttırıyor.

İlk nasıl haberdar oldum bilmiyorum ama Barış K.‘nın eurasia serisi dikkatimi çekmişti. Şu ana kadar üç tanesi paylaşılmış durumda. Dinlemek oldukça keyifli. Hani bu tarzın sevenlerinden değilsen de -hele kota problemin de yoksa- denemeni tavsiye ederim.

2006 yılında yayına başlamış olan bir yerden bu kadar geç haberdar olmuş olmam da ayrıca kötü ama yine de geç olsun güç olmasın diyoruz ve takip ediyoruz.

Son olarak bu yazıyı da öneri bölümüne oturtarak bölümü hareketlendirmeye başlayalım niyetindeyim.

Zeitgeist : The Movie

5. August 2008

uyanış

Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde,
dünya barışı tanıyacak.
Sri Chinmoy Ghose

Peter Joseph tarafından yazılmış ve yönetilmiş, 2007 yılı yapımı bir belgesel “Zeitgeist”. Sadece adı bile üzerine bir sürü şey söylenecebilecek bir kavramdan ibaret, “Zamanın Ruhu”. Ama bizim konumuz bu değil tabii.

Açıkçası nerede karşıma çıktığını da bilmiyorum. Yani böyle durup dururken nasıl haberim oldu, hayret doğrusu. Filmi seyrettikten sonra neymiş ne değilmiş diye şöyle bir bakınınca internete üzerine ne kadar çok şey yazılmış, çizilmiş. ‘Vay anasına’ dedirtiyor doğrusu. Neyse.

Kimilerine göre din, para, savaş üçgeninin üzerine kurulu sıradan bir komplo teorisi olsa da, son bölümlerinde iyice bilim-kurgu havasına bürünmüş bulunsa da olayları birbirine bağlama şekliyle, geliştirdiği alternatif bakış açılarıyla üzerine hayli emek sarfedildiği ortada. Tamam; dünyanın mevcut gidişatını değiştireceği falan yok -yani ben buna inanmıyorum-, kapanış konuşması biraz tarikat işi havası uyandırıyor -bu arada konuşma bir Bill Hicks adında bir komedyene ait- ama yine de güçlü anlatımı, etkileyici neden-sonuç ilişkileri ile her dünya vatandaşının seyretmesi gereken bir belgesel. Hele böyle arada sizi yakalayan tespitler var ki böyle bir “coş coş” oluyorsun. Yani diyeceğim o ki izlemekte fayda olan bir belgesel.

Gelelim gerekli linklere;
Filmin resmi internet sitesi
Resmi sitesinden de indirilebilecek olan torrent dosyası
Filmin ilk dört dakikası hariç türkçe altyazı dosyası
Ben torrent kullanımı bilmiyorum diyenler için ise torrent kullanımı hakkında bazı bilgiler



Wordpress | AMY&PINK | Giris