bu nasıl bir havadır yahu..biraz dinlen, ara ver, yap birşey yani..sürekli yağ, gürle, es, nereye kadar..mayıs bitecek daha kafamızı pencereden dışarı çıkaramadık..yıllarca Samsun’da ikamet ettim orada bile böyle değildi..cık cık cık..bir yandan da güzel tabi toprak kendine geldi, Aras neredeyse coştu coşacak, şelaleler desen gürül gürül..ama bu sene de kayısı yiyemeyeceğiz..mis kokulu, neredeyse yumruğum kadar olan kayısılardan bu sene de mahrum kalacağız..varsa yoksa elma..ye babam ye..yeşil yeşil (ben yeşili tercih ediyorum), sulu sulu, kütür kütür..
Van Gölü’nün havası uzun uzun ciğerlere çekilir..
güneş, göl, çocuklar ve Edremit..
midemi büyütmenin şerefiyle bu aralar aklım fikrim boğaz..hiç rahat durmuyorum..
geçenlerde yağmurun bir-iki saat ara verdiği bir zaman (ki biz gider gitmez yağmur başlamış ve bütün gün yağmış) hemen Van’a doğru yollandık..şu meşhur Van kahvaltısından yaptık..tıka basa yememe rağmen düşündüğüm gibi bir kahvaltı değilmiş..Yakaköy’de çok daha taze, renkli ve alasını yapabiliyoruz biz..sadece birkaç değişik birşey vardı..mırtoğa, kavut ve gencerok..gencerokun ne olduğunu hala çözebilmiş değilim, ama söylenene göre kavut ya da mırtoğanın balla yenileniymiş..öyle birşey dediler yani..kavutu internette araştırdım biraz ama bizim yediğimizle pek bir alakası yoktu sanki..bizim yediğimiz, buğdayın kavrulduktan sonra dövülüp tereyağı ile karıştırılmasından elde ediliyormuş..mırtoğa ise tereyağ ve unun kavurup üstüne yumurta kırıp karıştırılmasıyla meydana geliyor..tabi biz de klasik “Bak Hele Bak Yusuf Konak”ta yaptık kahvaltıyı..amcam enteresan biriydi..

ortada kahvaltıların vazgeçilmezi sucuklu yumurta, onun solunda kaymak-tereyağ-ceviz üçlüsü, diğer tarafta kavut ve mırtoğa ve kahvaltıya eşlik edenler otlu peynir, diğer peynir çeşitleri , gül reçeli, bal, zeytin vs vs vs, tabi taze tavşan kanı çayı unutmayalım..burada yeme anı fotoğraflarımı da yayınlamak isterdim ama abartmaya gerek yok..
karlı Artos’u Akdamar’a doğru geride bırakırken..
neyse efendim gezdik, tozduk kısacası Van’da zamanımızın elverdiği kadar ama bir gün yetmiyormuş bunu anladım..en az iki gün..sadece Akdamar Adası’na gidebildik mesela, Adır Adası ile Çarpanak Adası’nı da görmek isterdim ve diğer kale ve kiliseleri de..bazen fazla da istememek lazım, bu hava şartları ve olaylar yüzünden hiç gidemeyebilirdik de..geri kalanlar da bir dahaki sefere demek istiyorum ama o yolların durumundan bir daha gidebilir miyiz, allah bilir..yollardaki çukurlara köstebek deliği demek haksızlık olur, bambaşka birşeydi..süper asfalt yapma çalışmaları, kar üstüne kar, tuz üstüne tuz, yağmur üstüne yağmur..arabanın arka koltuğunda oturmama rağmen özellikle Iğdır-Doğubeyazıt arası gerilmekten, kendimi kasmaktan çeneme ve başıma ağrı girdi..yolların durumundan 2,5 saatlik yol 4 saat sürdü..
gezdik, tozduk, çayımızı içtik, anakaraya doğru yollandık..
yolların durumuna da değindikten sonra herşeye değerdi demek istiyorum..özellikle Van Gölü’nü düşününce..uzun zaman su ile ilgili coğrafi oluşum ve yer şekillerinden uzak kalınca insan suyun değerini gayet net bir şekilde anlıyor..üstüne bir de rakım bin,bin beş yüzlerde olunca gökyüzü ve bulutlar (ki bulutlara takıntım var) ayrı güzel buralarda..
karlı Artos’un bulutlarla dansı..
ve son durak Muradiye Şelalesi
yahu ne yazacaktım konu nerelere geldi..ben her zamanki gibi şikayet ederek başlamıştım yazıma, burada artık bana ne fenalıklar geldiğinden bahsedecektim ama kısmet değilmiş..kötü mü oldu? sanmam..gerçi yazım pass’ın yazısı gibi “kalk gidelim” dedirtecek derece olmadı ama idare edin artık..tavsiyem buralara ayak basmayanlar varsa en kısa zamanda alsın sırtına çantasını gelsin, bana da uğramayı unutmasın, medeniyet kokusu üstüne sinmiş insanlara ihtiyacım var..gelmek için ya acele edin ya da planlarınızı seneye bu zamanlara yapmaya çalışın..
şimdilik iyilik, güzellikle kalın..