Feminizm

15. January 2010

Eğer bahsi geçen kavram hak, eşitlik ve paylaşımı arttırmak içinse evet sonuna kadar destekliyorum ve söz veriyorum kendi adıma “Eşitlik için varım bu yolda”. Ama bu kavramın için düşmanlık, üstün olma, ezme ve yerine geçme ile dolduruluyorsa , o zaman feministlik erkek gibi olmak için yapay bir organdır takılan.

Minimalizm

2. October 2009

Ne kadar zamandir “tasarimda minimalizm ve zenginlik” uzerine yazmaya niyetim vardi. Ama sanma ki bu yazi o yazi. Tembelim ben.

Bir suredir SerbestDusus’te de yakindan sahitlik ettigimiz duraganlik gun gectikce cekilmez bir hal almaya basladi. Insanlar bloglarini terk ettiler. Terk etmeyenler de cok seyrek ugramaya basladilar.

Peki kim yapti bunu?
Yaz aylari degil tabii ki.
Cevap “microblogging“.

Bizler gibi “paylasim” tabanli kisisel seyler yazan blog yazarlari hayatlarina giren “microblogging servisleri” ile iyiden iyiye uzaklastilar bu dunyadan. Oyle ya. Alti ustu bir film seyrettim acaipti, bir album dinledim cok guzeldi demek icin wordpress arayuzunde bogusmanin bir anlami yoktu artik. Browser‘a eklenen bir iki eklenti ya da kisayolla bu isler cok kolay hale gelmisti.

Kendimi bok gibi hissediyorum icin twitter yeterliydi.
Konser var demek icin facebook bizimleydi.
Su habere bir bak demenin en kolay yani friendfeed‘di suphesiz.
Peki ya tumblr? Sarki yukle, video yukle. Hepsi cok kolay.

Her seyi hizli tukettigimiz “fast food” tarzi hayatlarimiza giren bu “seyler” yuzunden paylasimlarimiz da “fast share” tadinda artik.

“Beni seven takip etsin, kimseye bir sey anlatacak vaktim yok benim.” demenin bir baska yolu belki de.

Butun bunlar yanlis seyler demiyorum, lutfen yanlis anlasilmasin.
Sadece alismam zaman aliyor.
Hepsi bu.

“komünizm kazanacak!”

12. August 2008

“yaratılışında yer almadığım gibi bu tarihin sonuçlarından da sorumlu değilim. bütün bildiğim bu yeni dünyanın amansız bir mantığının olduğu, bana hazır bir yapıyı dayattığı ve benim bunun seyrini değiştirmeyi de tam şu anda bulunduğumuz yere varmak için onun aldığı yolu geri geri gidebilmeyi de beceremeyişimdir.”
daryush shayegan, yaralı bilinç

son günlerde okunabilen en güzel satırlar..
biri yukarıdaki kitaptan diğeri de mutlaktöz blogundan.
oradaki röportajda zizek’in verdiği sırrı okuyunca “bişi kazansın ama lütfen bir an önce kazansın. yoksa dünya giderek daha sıkıcı bir yuvarlak halini alıyor” dedim kendime. gökyüzünden kafamıza düşen yüzlerce bomba da gösteriyor ki “barış sadece bir istisna kural değil”. maalesef.

Fast Musik

18. March 2008

Önce Mp3 icat oldu. Böylelikle müziğe ulaşım daha da bir kolaylaştı. Teknolojinin gelişimi ise müzik yapmayı -ses öbekleri yaratmayı- bir hobi haline getirircesine bir çantaya sığacak kadar küçülttü, çantaya soktu. Peki bu durum karşısında biz dinleyiciler ne yaptık?

Bir sürü internet sitesinde yeni albümler hakkında yorumlar okuduk. Nadiren müzik dergisi alır okur hale geldik. Her şey daha bir hazır loptu artık.

Üstüne üstlük her geçen gün artan paylaşım programları ve bu programların arasındaki rekabet sayesinde artık eleştirilerini okumadan, sadece ismine ve ne kadar indirildiğine bakarak albüm dener olduk -şahsen ben bir keresinde bu neymiş acaba diye Del The Funky Homosapien diye bir grup indirmiştim-. Sürekli yeni melodiler, yeni sesler duymaya o kadar alıştk ki birçok albümü hissetmeden arşive kaldırır olduk. Kolay erişir olmak, kolay tüketir olmayı gerektirir oldu.

Halbuki eskiden boş kaset bir varlık, bulunmayan bir albümün kopya kaseti ise servet göstergesiydi. Hey gidi günler hey demekten alamıyor insan kendini.

Şimdilerde kendimi sınırlandırıp haftada sadece bir albüm ediniyorum. Sindire sindire dinliyorum. Tabii bu durumda arşivimi kilitli bir dolaba kaldırmamım da etkisi yok değil. Bu durumdan da çok memnunum. Tavsiye ederim.

Sit’em

20. August 2007

terkedilmiş

Hazır serbestdusus.org adresinin isim hakkının bitmesine bir süre kalmışken şuradan biraz sitem edeyim dedim. Hatta şu sitemi yazarken ışık oyunu da yapayım, mesaj vereyim dedim.

Şimdi burayı açtık. Kah yazdık, kah okuduk. Kah güldük, kah ağladık. Uzun bir süre kendi haline bıraktık. Ne ekmek istedi ne su istedi. Hepi topu biraz ilgi istedi. Ama vermedik, veremedik.

Serbest Düşüş yazarlarından kaçı bırakın yazı yazmayı, burayı hala takip ediyor bilmiyorum -bu vesile ile bir yoklama çekmiş de oluruz ayrıca-.

Bizlerin belki de hayata tutunma ile ilgili işlediğimiz en büyük suç; istikrarlı olamamak. Disipline edilememek. Haa evet şimdi “hem serbest düş, hem de disipline ol. bu ne yaman çelişki?” demeyin. O kadar da yüzeysel kavramlar hakkında karmaşaya düşmeyecek kadar uzun süredir konuştuğumuzu düşünüyorum.

Neyse. Konuya dönecek olursak. Serbest Düşüş’ün bir yıllık alınan alan isim hakkı bir süre sonra sona eriyor. Domain çöplüğünden* ibaret internet çöplüğünde bir ölü domain daha olsun istemiyorum şahsen.

Bu yazıdan çıkacak sonuca göre bu bloğu da sanal alemin dipsiz karanlıklarına koyverelim gitsin. Hee ne dersin?

* Domain Name Industry Brief’in açıkladığı rakamlara göre 2007′nin ilk çeyreğinde dünya genelinde 10.7 milyon yeni alan adı kayıt ettirilmiş.

Gelişim üzerine

16. February 2007

Hangi türler sonradan tüketim yönlerini değiştirdiler bilemem.
Ama et yemeye başlamamızın bizi geliştirdiği hikaye bence.
O zaman binlerce yıldır,
Sadece çocuklukta da kalsa maymunlar gibi sallanma isteğimizi nasıl açıklarız.
O kadar geliştiysek bu özlem neden?

“herkes hakettigini yasar”

10. February 2007

evet!

kendi bloguma sert bir yazi yazmaktansa sizinle boyle yumusacik(!) paylasiim istedim…

efendim,hayatin secimlerden ibaret oldugunun cok uzun zamandir farkindayiz;kapilari aca aca buralara kadar geldik,daha da gidecek cok yolumuz var.acima hissiyatim pek olmamakla birlikte ozgur iradesini kullanamayan,su misali bulundugu kap olan insanlara doyduk.insan “yalniz” oldugunun bilincine varmadigi surece yuruyecegi yolun kisaligindan supheniz olmasin.sorumluluk almanin “s”sinden anlamayan bireylerin birakin kendilerini,baskalarini da ucuncu sahislara tasitma komedyasi perde kapatali,seyirciler alkisi keseli cok oldu.

yazmamayi sectim.
bir mezar tasim olmasindansa iki kadeh fazla icmeyi sectim.
yalnizim,oyleyse varim.
hamdim,pisiyorum…

duse kalka,duse kalka!

yazmak unutmak içindir, anımsamak için değil

8. February 2007

“…böylece o da böyle kalsa…alışılanın da ona ya unutkanlık içkisi bağışlaması ya da kurtuluş intiharı vermesi gereken…”kendi kamışlığından kesilmiş olan bu ney”…kişiyi bütün bu bütünlüğü ile doyurup, bu tüketim için üretim, üretim için tüketim ve rahatlığın, “rahatlık araçlarının sağlanması” yolunda tüketildiği bu gerçekdışı değerler döneminde mutlu edebilecek biricik etken aptallıktır.Ancak ne yazık ki aptallık da Tanrı vergisidir. Dolayısıyla kişi, kendisini öldürebilir ancak anlamayacağım biçiminde bir karara varamaz.”a.ş.

utanç

19. January 2007

nannen_01_500.jpg

bir ermenisin, türk vatandaşı olmaktan gurur duyarsın, birlik yanlısısın, onurlusun, gerçekleri konuşursun, diaspora çığırtkanlığı yapıp terör örgütlerine çanak tutup bitini kanlandırmazsın, adını değiştirip saman altından su yürütmezsin, şovenistlere pabuç bırakmazsın,

öldürülürsün.

gene, gene, gene… aynı şey.. buyrun!

pandalar ve karın ağrısı

19. December 2006

evrim tartışmalı ama genel kabul gören bir teori. her uzvun,her alışkanlığın, her itkinin bir bilimsel açıklaması olduğunu öngörecek olursak ve bunu evrim teorisi ile bağdaştırasımız varsa eğer : pandalar diğer memelilerden daha az karın ağrsısı çekiyor olabilir mi ? eğer öyleyse bunun nedeni daha düz bir bağırsak yapıları olması olabilir mi ? bir başka nedeni de okaliptus bitkisinin dış ortama özlemi olabilir mi ? ben böyleysem atalarım benden beter olabilir mi? benimkinden beter bir psikoloji hayatla bağdaşır mı? bağdaşık doğrular sonsuzda kesişir mi?

Sayfalar: 1 2 Geri(?)


Wordpress | AMY&PINK | Giris