Olur ya, bir sabah uyanırım ve içimde dayanılmaz bir arzuyla bağlanırım hayata….
Bu bir istek midir yoksa olabilecek en kötü beddua mı bilemiyorum. Bilemiyorum çünkü sonucu hakkında en küçük bir tahminim yok. Sabahın bu sessiz saatinde uykusuz ve yalnızım, açık tv’de oynayan filmden içimde kalan his, hiç kimse “TEKİN” değil, güven yok, ait olma duygusu yok.
Yok çünkü aidiyetle ilgili bir sorun var ortada, ait olmak için dönüşüm (benzemek için), dönüşünce kabul etmen gereken bir hiyerarşi ve tabii ki otorite…..
Peki sabahın bu vaktinde neden açık bu bilgisayar, neden bu sorular ve saçma sapan cevaplar…
Ait olmak için sanırım önce nasıl düşeceğimi öğrenmem gerekiyor, hani uykuya daldığın anda sıçrarsın ya, ya da en kötü kabustur tam uykuya dalarken bir yerden düştüğünü görür sıçrarsın, işte şimdi ordayım… Düşüyorum…

Melih Cılga
Bahsedilen “düşüş” duygusundan daha önce J. P. Sartre da yakınmıştı ve birçok yazısında bahsetmişti…
Kısa ve resimli bir özet şurada mevcut:
http://www.slideshare.net/aynadakileke/nesneye-dnmenin-utanc
Aidiyet ise tabii ki başrolde ama ayrıca ele alınmaya değer galiba…
zivi
nedense “serbest düşüş” ü ilk duyduğumda o an aklıma gelmişti.
aidiyet ile ilgili daha net yazılar yazmayı planlıyorum, umarım olur en azından hakettiği değere kavuşur