son günlerimi bol miktarda kendi kendimle konuşarak, ucuz romanlar okuyarak, bir yanım batınca öbür yanıma dönerek, ama hep aynı koltuğun aynı köşesinde geçiriyorum. ara ara yaklaşık yirmi kişilik kadın grupları içine girip şoklanıyorum. ara ara ben yalnız kalmalıyım derken ara ara da ben kalabalık insanıyım diyorum.
sadede gelirsem; arap kültürüyle kaynaşmak konulu son yazıdır bu.
bir arap ailesinin akşam yemeği daveti..herkes bir konuşkan bir bir şey..arapça türkçe ingilizce karmaşası..araplarla evlenen üç beş türk kızı..hepsi de ne kadar arap kızı olmuş. işte başarı. ama ben.. ben iki yılda zerre alışkanlık gösteremedim. aynı koltuğun, aynı köşesinde kıvrılıp duranın oryantasyonu onca olur.
ve akşamki yemek masası:
“diğer tepsideki koyunun kafası değil mi?”
“bırak seyretmeyi yemeğini ye, aç kalacaksın.”
“sanırım tansiyonum düşüyor, gözlerini gördüm, yiyemiyorum.”

skoer
sanirim su “alisamadim” tisortunun modasi kimilerimiz icin asla gecmeyecek.
signon
Arabistan yazılarının boş kaldıkça okuyorum, eski gezginleri andıran bir yaklaşım var, olduğu gibi anlatan, hiç düşünmediğim birçok şey var yazılarda.