
halbuki onların içinden herhangi biriyim. aynı şekilde doğup aynı yolları geçip aynı yerlere tökezliyorum. yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz, çektiğimiz aynı. ama kafamı dışarı çıkarıp onların arasından onlara neden küfrediyorum. bir baudelaire bir paris sıkıntısı bu. bir sinir harbi belki kendimle, hayata. geçmiyor geçmeyecek. hayır inat ettiğimden değil. patolojik bir şeyler var belki. hiç bilmiyorum. aynı gökyüzü, aynı bayram tatilleri, birlik beraberlik dolu günler..ama nasıl boktan. sevimsiz. hep bir rahatsız eden, batan bir şey.

KudRa...
belki biraz bilme hali belki de sadece hiç bilemeyişten kaynaklanan hissetme hali. gidemeyişimin yegane sebebi. bunu okuyunca içimden bir “cuk” sesi geldi resmen. insanlar aynı insanlar olacak, günler aynı günler olacak ama içimdeki o kadar “boktan” olacak ki, bulutlardan güneşi görememek gibi. paris sıkıntısı, berlin sıkıntısı, buenos aires sıkıntısı… ne farkedecek ki…
skoer
o zaman bir acidan da sikinti icin nerede olundugunun hicbir onemi yok ki?
ya da ben baska bir acidan bakmak yerine, bambaska bir yere mi bakiyorum?
bir keresinde adamin biri saat farklarinin uzerine “orasi burasi mi var? ayni kurenin ustundeyiz iste.” demisti.
belki ne paris ne buenos aires sikintisi bu.
belki sadece dunya sikintisi.
belki sadece sikinti.
bilmiyorum.
passive
evet öyle. orası burası sıkıntısı, senin benim sıkıntım diye bi şey yok. hepsi aynı, varolma sıkıntısı belki. ya da nebliiim hepsi aynı bokun soyu demek istiyorum affınıza sığınarak.